|
Hoşgeldiniz |

|
|
27. sayfa (Toplam 30 sayfa)
|
[ 292 mesaj ] |
|
28 May 2010, 01:53 |
ozanbozdogan
|
Re: Kaotik Felsefe notlarım |
|
| çaylak üye |
 |
 |
Kayıt: 22 Ara 2009, 21:50 Mesajlar: 92 Yaş: 17
|
serap yazdı: ilerisi için ancak; içinde bulunduğum şartlar, ben ve sen değişmediğimiz sürece sana vaatlerde bulunabilrim...yoksa verdiğim söze bağlı kalmak için kendime ihanet etmek zorunda kalmış olabilirim
eğer bölüyorsam özür dilerim ama yazılarını en baştan okumaya başlamıştım ve 2. sayfada ancak ikinci okumada anlayabildiğim (saatten olsa gerek) ve gecenin bu sattinde içimde "işte buuu" diye bağırma isteği oluşturan bu yazıyı yazma zorunluluğu hissettim. beni yatmadan önce mutlu ettiğin için teşekkürler Serap abla. Bu forumun en genç üyesinden daha önce gördüğüm eğlenceli ve neşeli mesajları bu aralar görememenin keyifsizliği olsa da üzerimde, yaptığın bu olağanüstü çalışma için çok teşekkür ediyorum... saygılar...
_________________ "beni, bu yiğit delikanlıyı gençliğin ateşi sürükledi sana
bir de başımdaki şarap dumanları..."
Alexandr Puşkin
|
|
Başa Dön |
|
28 May 2010, 10:24 |
Serap
|
Re: Kaotik Felsefe notlarım |
|
| Köşe Sahibi Üye |
 |
 |
Kayıt: 20 Haz 2009, 19:41 Mesajlar: 2131 Yaş: 63
|
SAĞOLASIN EVLAT...SEN DE SABAH, SABAH BENİ MUTLU ETTİN...KUCAK DOLUSU SEVGİLER 
|
|
Başa Dön |
|
28 May 2010, 19:28 |
Serap
|
Re: Kaotik Felsefe notlarım |
|
| Köşe Sahibi Üye |
 |
 |
Kayıt: 20 Haz 2009, 19:41 Mesajlar: 2131 Yaş: 63
|
(Camus devam eder); ‘Varoluşçuluk, daha önceden bilinebilecek tarihsel bir son hedef öngörüsünde kalırsa, kendi temel prensiplerinden ötürü kendi kendisini tehdit eder. Marksizm’le barışabilmesi için şu zor söylemi ispat etmelidir: Tarihin bir son hedefi yoktur ama bir anlamı vardır ancak buna doğru aşkın değildir. Bu cesur bir barışma olabilir ve ben böyle bir şey okumaktan mutlu olurum. Ancak, bu oluşturulamadığı sürece, yazınızda belirttiğiniz gibi bu muhalefeti kabul etmeye devam ettiğinizde bana çok çirkin ve acımasız gelen bir sonuçtan kaçamayacaksınız. İnsanları tüm kelepçelerinden kurtarıp, tarihsel gerekliliğin içine hapsetmek demek önce onun savaşma sebeplerini elinden almak ve sonra da herhangi bir partinin içine atmak demektir ve bunun etkili olmaktan başka bir kuralı yoktur. Yani en uçtaki özgürlükten en uçtaki gerekliliğe gitmektir bu.’ Her ne bahasına olursa olsun etkili olmak, Camus, Sartre’ı bununla suçlar ve onun Marksizm’i ona inanmamasına rağmen bu nedenle seçtiğini, özgürlüğü düşünmesine rağmen gerekliliği onaylandığını söyler ve ekler; ‘ama insan her şeyi kazanmak isterse, her şeyi kaybeder’. Bu hangi davranışı açıklar, ‘teorik olarak bireyi kurtarmak’ ve aynı zamanda ‘uygulamada onu belirli koşullar altında köleliğe götürmek?’
Satre’ın yanıtı kendini beğenmişliği ve doğrudan kişisel saldırısıyla acımasızdır. Camus’yü dokunulmazlığı olan ahlak tanrısı olmakla suçlar. ‘Camus, lütfen söyler misiniz, insanlığın yaşam nedenlerini ortadan kaldırmadan kitabınızı nasıl eleştirebiliriz?’ Sonra onu, kendisinin aksine Resistance’da savaşarak, kahramanlığıyla kitabına otorite havası vermekle eleştirir. ‘İster Resisitance’da savaşsaydınız, isterse ondan uzak dursaydınız veya göçe mecbur bırakılsaydınız, bunların hiç biri Baş Kaldıran İnsan’ı ne iyi ne de kötü kılardı.’
Sartre, Camus’ün argümanlarından, onları dünyasız bir duruş olarak ve onun da kendi önemini ölçüsüz derecede göklere çıkartan bir ahlakçı olduğunu söyleyerek ve onu alçakça yaralayarak kaçar. ‘Güzel Ruhlar Cumhuriyeti acaba sizi savcı mı ilan etti?’
Camus, ondan Sovyet Rusya’daki kampların varlığını kabul etmesi talebini, ‘Diyelim ki Quai nehrindeyiz. Yanımızda bir polis yürümekte, çizmeleri de aynı filmde olduğu gibi gıcırdıyor. Ve bu polis diyor ki; itiraf et, biz senin her şeyi bildiğini biliyoruz. Kamplardan haberin var. Konuş ki biz de senin hakkında mahkemede suçunu yumuşatıcı konuşalım’ diyerek yineler. Bu çok alçakçadır ve her şeyi değiştirir. Ama düzeltmez, sanki anlaşmış gibi görünerek Sartre şöyle yazar: ‘Evet Camus, ben de sizin gibi bu kampları katlanılamaz buluyorum ama aynı şekilde burjuva basınının onları her gün kullanmasını da’. […] Sartre, Camus’yü tarihin boyutlarında düşünemeyen, tarihi anlayamayan çocukça bir ahlakçı olarak ortaya koymak ister. Tarih Camus için der Sartre, onun kaderin güçleriyle yaptığı bitmez tükenmez savaşının kesilmelerinden ibarettir ve onun doğaya olan çocukça sevgisini rahatsız etmektedir. ‘…kuşların ötüşleri. Beş sene tarihi geride bıraktıktan sonra çaresizce doğaya dönüp insan olmanın mutluluğunu yaşacaklarını sandılar.’
|
|
Başa Dön |
|
01 Haz 2010, 17:05 |
Serap
|
Re: Kaotik Felsefe notlarım |
|
| Köşe Sahibi Üye |
 |
 |
Kayıt: 20 Haz 2009, 19:41 Mesajlar: 2131 Yaş: 63
|
Burada konuşan kindir: Sartre’ın içine gömmeye çalıştığı eski egosunun yansımasıdır. Camus’nün alt edilmesi onu bu ahlakçıdan, kendisi de bir ahlakçı olduğu için, kendisinden kurtarmalıdır. Fransız geleneğinin kavramı anlamında ki ahlakçı kavramından kurtarmalıdır. O, dünyası olmayan bir ahlak savunucusu değil, ‘güzel bir ruh’ değil o, felsefe sisteminin insanın gerçeğini belirleme iddialarına karşı insanın gerçeğini yazan bir filozof ve yazardır.
Sekiz sene sonra Camus’yü anarken onu bu geleneksel ahlakçı Fransızların arasına yerleştirmiştir, bunu yaparken de hala ahlakı uygulamaya karşı kullanarak. Camus, demiştir; ‘uygulamanın belirsiz yollarına girmemiştir.’ Aslında o, bu belirsiz yolları, insan davranışını ‘tarihin mantığına’ ve tarih felsefesinin kendinden emin olmasına karşı savunmuştur. Sartre Camus’yü arkasında bırakır. O artık etkilidir. […]
1956’dan sonra Sartre, Camus’nün ona tavsiye ettiğine uymaya çalışır. İnsanın yaşam kontenjanıyla birlikte olabilecek bir tarih kavramı biçimlendirmeye çalışır. Artık tarihsiz bir yer olan ‘Varlık ve Hiçlik’e dönmek değildir yapmak istediği. Sartre komünizm kişiliğini de arkada bırakmıştır. Bu, Marksizm’in insanın gerçekliği anlamını deneyimlerinin bir yanlış olduğu anlamına gelmez. Onun için Marksın felsefesi geçerli kalacaktır. Ancak artık onun sınırlarını görüp, bunların nerelere kadar gidebileceğini ve neleri kavrayamayacağını ve insanın bireyliğini yazar. Şimdi artık konu, insanın objektif koşulluğunu ve tarihi durumunu göz önünde bulunarak, bunlardan sıyrılarak kendi yaşamına biçimlendirdiğine dair fikirleri işlemektir. Bu da insanın bireylik biçimidir.
[…] Cezayir savaşında […] Camus ile Sartre yine ayrı fikirleri savunurlar; Sartre baş kaldırma taraftarıdır, Camus çaresizlikler içerisinde barışı savunmaktadır. Monografiden sadece Camus ile ilgili bölümleri çevirdim. Çünkü forumda konu olmuştu. İlerde belki bu monografinin tümünden alıntılar yapabilirim. Şimdi tekrar Nietzsche’ye dönüp artık onun ‘İnsanca Pek İnsanca’ kitabından yaptığım alıntıları bitirip, kitabı birilerine vermek istiyor ve evde bir kitaplık yer açmak istiyorum.
|
|
Başa Dön |
|
02 Haz 2010, 13:19 |
Serap
|
Re: Kaotik Felsefe notlarım |
|
| Köşe Sahibi Üye |
 |
 |
Kayıt: 20 Haz 2009, 19:41 Mesajlar: 2131 Yaş: 63
|
Nietzsche'ye devam...“…Yaşamak ve yaşantılamak. – Bazılarının yaşantılarına – önemsiz gündelik yaşantılarına, yılda üç kez ürün alabilecekleri bir tarla gibi davranmasını bildikleri; diğerlerinin – ve çoklarının! – ise en coşkulu yazgıların dalga vuruşlarıyla en çeşitli zaman ve halk akıntılarının içinden sürüklendikleri ve yine de kolaylıkla, bir mantar gibi yukarıda kaldıkları görülürse: sonunda insanlığı azdan çok yapmasını bilenlerden oluşan bir azınlığa (en azlığa) ve çoktan az yapmasını bilenlerden oluşan bir çoğunluğa çalışılır; dünyayı hiçten yaratmak yerine, dünyadan bir hiç yaratan
o tersine büyücülerle karşılaşılır…” “…Kendimize bir kanaat değişikliği sırasında bu sancıların zorunlu mu olduklarını yoksa, yanılgılı bir görüşe ve değerlendirmeye mi bağlı olduklarını sormalıyız daha çok. Neden kendi kanaatlerine sadık kalana hayranlık duyuluyor da, onları değiştiren hor görülüyor? Korkarım yanıt şöyle olmalı: çünkü herkes böyle bir değişikliğe ancak daha ortak bir yarar ya da kişisel korku güdülerinin neden olduğunu varsayıyor. Demek ki; aslında hiç kimsenin, ona yararlı oldukları, ya da en azından ona zarar vermedikleri sürece görüşlerini değiştirmediğine inanılıyor. Eğer durum böyleyse, bunda tüm kanaatlerin entelektüel önemi açısından kötü bir kanıt yatıyor. Kanaatlerin nasıl oluştuklarını bir sınayalım ve çok fazla abartılmış olup olmadıklarına bakalım: Sonunda, kanaatlerin değiştirilmesinin de her bakımdan yanlış ölçüldüğü ve bizim şimdiye dek bu değiştirmeden çok fazla acı çektiğimiz çıkacaktır ortaya…”
“…dik kafalı, yumuşaklıktan uzak, sürekli itham eden, tereddütsüz, görüşünü kabul ettirmek için her yola başvuran, çünkü başka görüşlerin de var olması gerektiğini hiç kavramayan birisidir; bu bakımdan belki bir enerji kaynağıdır ve hatta fazlasıyla özgürleşmiş ve gevşemiş kültürlerde, iyileştiricidir bile, ama sadece kendisine karşı olunması için şiddetle kışkırttığından ötürü; çünkü bu sırada onunla savaşmaya zorlanan yeni kültürün daha narin bünyesi de güçlenir…”
“…Tutkulardan görüşler doğar; tinin üşengeçliği bunları kanaatler halinde dondurur. – Ne ki, özgür, durmaksızın devinen bir tini hisseden, sürekli değişim yoluyla engelleyebilir bu donmayı ve toplam olarak, düşünen bir çığ gibiyse, görüşler değil, sadece kesinlikler ve tam ölçülmüş olasılıklar olacaktır kafasında…”
Kitap burada bitmedi ama benim alıntılarım BİTTİ. Bakalım bundan sonra hangi notlarıma sıra gelecek.
|
|
Başa Dön |
|
11 Haz 2010, 01:39 |
Eyeoftheisland
|
Re: Kaotik Felsefe notlarım |
|
| çaylak üye |
 |
Kayıt: 22 Haz 2009, 23:28 Mesajlar: 144
|
|
Bence Camus'u sıkıcı yapan olsa olsa arkadaş olmak istedikleri ve wannabe tavrıdır...
Oysa ki çok üstüydü... İnsan harcar kendini farkına varmaz...
|
|
Başa Dön |
|
13 Tem 2010, 20:55 |
Serap
|
Re: Kaotik Felsefe notlarım |
|
| Köşe Sahibi Üye |
 |
 |
Kayıt: 20 Haz 2009, 19:41 Mesajlar: 2131 Yaş: 63
|
Galiba ikisinin büyük oldukları taraflar var. Hangisi daha üstün diye düşünmek istemiyorum. Dünyanın gidişatında bugün aldıkları yerleri görebiliyoruz ancak. Kimbilir ilerde bu ikisi için ne düşünülecek. Ben de fark ettim ki dünya kupasıyla birlikte epey durulmuşum. Bugün Dostoyevski ile devam etmek varmış meğer yaşamımda... Dostoyevski Ölüler Evinden Anılar(Bir kürek mahkûmunun anıları var bu kitapta, dolayısıyla enteresan karakterler. Bazılarını sizlerle paylaşmak istedim.) Amfora Yayınları Çeviri: Yakup Ekinsu İstanbul, 2006 “…Rusya’nın bütün mahkûmları, köylüler hariç, doktorlar kadar kimsenin kendilerine acımayacağını bilirler. Nitekim köylüler de işlediği suç ne olursa olsun bir mahkûma kötü gözle bakmazlar. Halk, suçu bir talihsizlik, katilleri de bahtsız kimseler olarak görür…”
“…Bu adam bedeninin ihtiyaçlarından, hazlardan, şehvetten başka bir şey hissetmezdi. […] Oysa Orlov vücuduna yenilmiş bir adam değildi. Ruhun madde üzerindeki başarısını gösteriyordu. Her durumda ne olursa olsun kendisine hâkim olabiliyor
, bütün ceza ve işkence biçimlerini davranışlarıyla adeta küçümsüyordu. Hiçbir şeyden korkusu yoktu, bitmeyen bir enerjisi vardı. İntikam ateşiyle yandığı, hedefine varmak için taviz vermeyen, boyun eğmeyen bir kimse olduğu her halinden anlaşılıyordu. Doğal bir halde her şeye tepeden bakıyordu…” “…Onun (mahkumların) istediği, özgürlük ve kişiliğinin, kimsenin inanmak istemediği kadar geniş olduğuna kendini ve başkalarını inandırabilmektir. Eğlenmek, gürültü patırtı etmek, başkalarını yerin dibine geçirmek hakkına sahip olduğunu herkese göstermek ister. […] Bir mahkumun şahsiyetini ortaya koymaya kalkışmasının bir suç olarak görüldüğünü unutmayalım…”
Bu son cümlenin her birey için geçerli olabileceğini düşünüyorum. Burada suç sözcüğünü ‘tuhaflık’ olarak da değiştirebiliriz çünkü…bu arada iskra’yı Dostoyevski’yi kendi dilinde okuyabildiği için çok kıskanıyorum…
|
|
Başa Dön |
|
15 Tem 2010, 16:51 |
Serap
|
Re: Kaotik Felsefe notlarım |
|
| Köşe Sahibi Üye |
 |
 |
Kayıt: 20 Haz 2009, 19:41 Mesajlar: 2131 Yaş: 63
|
|
Ölüler Evine devam
“…Eşyalarımı çalarken bana acıdığından eminim. Beni, eşyamı saklamasını bile bilmediğim için seviyordu…”
Daha aşağıda olanı sevmek, insanın kendisini yükseltmesi anlamına mı gelir acaba hep? Belki bu romanda anlatılan belirli bir kişiliğe sahip olanlar için geçerlidir. Aslında bu asilzade, eşyasını saklayabilecek güçte biri ama bu zor şartlar altında bile bir şeylere sahip olma tutkusu yok. Bu onun asilzadeliğinden gelmiyor bence…
“…böyle bir adam […] sınırı bir kere geçtikten sonra artık kendisi için kutsal bir şeyin olmadığını olaylarla belirtmeye çalışır. Sanki bütün kanun ve otoriteleri yıkmak, sınırsız ve dizginsiz bir hürriyeti, kendisinde duyduğu dehşetten doğan heyecanları tatmak ister. Korkunç cezaların kendisini beklediğini bilir. […] En sakin en uysal kimseler bile bu çeşit duygulara, çılgınlıklara kapılabilirler. Bir kere bu duruma düştüler mi belli bir davranış tutturmaya başlarlar. Daha önceleri ne kadar eziyet çekmiş, ne kadar ayakaltında çiğnenmişlerse o kadar korkunç ve intikamcı insanlar olurlar. […] Bir çeşit umutsuzluk yönetir onları…” […] İşin garibi, bu şekildeki davranışlar dayak yerine götürülene kadar sürer. Orada tavrını birden bire değiştirir…”
Enteresan doğrusu. Biraz önce Sartre’dan yaptığım alıntıya çok benziyor bu tipleme. Bakalım Sartre’da bu tip davranışlarda Dostoyevski ile aynı sonuca varacak mı?
|
|
Başa Dön |
|
21 Tem 2010, 18:07 |
Serap
|
Re: Kaotik Felsefe notlarım |
|
| Köşe Sahibi Üye |
 |
 |
Kayıt: 20 Haz 2009, 19:41 Mesajlar: 2131 Yaş: 63
|
|
“…Bir zamanlar Marquise de Sade ve Brinvillier gibi beyzadeler, kurbanlarını kırbaçlayarak zevk alırlardı. Bilmem hala bu çeşit kimseler var mı? Bu beyzadeler kırbaçlamaktan sapık (pardon, sayın çevirmen, bu sözcüğe artık ‘sapkın’ deniyor) bir zevk alıyor ve kendilerinden geçiyorlardı. Döktükleri kanı bir kaplan gibi ihtirasla içen kimseler vardır. En iyi insanların bile sırf alışkanlık yüzünden birer vahşi hayvan haline gelebileceğini kabul ediyorum. Kan ve kudret, zorbalık ve sapıklığı doğurur. Akıl ve ruh en tabiat dışı zevklere alışır. Zorbanın içinde ki insan kaybolup gitmiştir. Onun, insan vicdanına geri dönmesi, pişmanlık duyması ve yeni bir hayata doğması imkansızdır.
Zevk almanın sınırsızlığı herkesi baştan çıkarır. Bu durum toplumun bütününe yayılır. Bu çeşit davranışlara keyifsizlikle bakan bir toplum iliğine kadar çürümüş demektir. Kısacası, bir insanın bir başka insanı dayakla cezalandırması toplumun yaralarından biridir. Bu çeşit cezalar, toplumda ki birlik duygusunu öldürür, onun parçalanmasına yol açar…”
Arada bir sanat ve bilhassa edebiyattan anlamama rağmen, roman okuma gayreti içinde olurum. Bir mahkumun anılarını yayınlamış Dostoyevski bu romanında, yani gerçekler var bu romanda. Yine de gördüğünüz gibi fazla alıntı yapamadım. Ancak, her insanın benim gibi olmadığını tekrar anımsamam için bu kitap faydalı oldu. Bilhassa 8-12 yaşları arasında ki bir grup erkek çocuğun köpekleri kullanarak yavru kedilere eziyet ettiklerini öğrendiğim günlerde, bu kitap benim için çok faydalı oldu. Yukarıda ki sözleri okuduğum da bizim de aslında gerçekten çürümüş bir toplumun içinde olduğumuzu bir kez daha gördüm. ‘Zevk almanın sınırsızlığı’ derken bu mahkum, bana forumda yazılanları anımsattı. Yine de genellemekten çekiyorum, yine de bu toplumda da güzelliklerin de olduğunu düşünüyorum. Bundan sonra, her zaman ki gibi, hangi notlarımla devam edeceğimi bilmiyorum. Yaşayacaksak, göreceğiz elbette…
|
|
Başa Dön |
|
27 Tem 2010, 20:26 |
Serap
|
Re: Kaotik Felsefe notlarım |
|
| Köşe Sahibi Üye |
 |
 |
Kayıt: 20 Haz 2009, 19:41 Mesajlar: 2131 Yaş: 63
|
|
SAfiye Erol'dan bir deftere alıntılar yapmışım. Normalde notlarımı buraya geçirdikten sonra yok ediyorum ama bu notlar duruyordu. Onlarıda buraya geçireyim de onlarda ortadan kalksın dedim...
"...İnsan, insana ne derece yakın, ne derece uzaktır? Bu öyle ehemmiyetli ve nazik bir ayardır ki bir yandan birbirinin paraziti olacak kadar marazi sevgilerle, öte yandan birinin ölümüne kalımına alakasız duracak kadar infirat egoizmine yol açmaksızın bu ayarı, fertlerin huzuru ve umumun ahengi üzere düzenlemek, hem de öğütle, ısrarla değil de, ruhta ki cinse intibak hücresini bir bakışla uyandırarak iki sözle düzenlemek ancak kristalizasyon kanunlarına hükmeden arif-i kamilin karıdır..."
'parazit olacak kadar marazi sevgiler' gerçekten de vardır...
|
|
Başa Dön |
|
|
27. sayfa (Toplam 30 sayfa)
|
[ 292 mesaj ] |
|
Kimler çevrimiçi |
Bu forumu gezen kullanıcılar: Hiç bir kayıtlı kullanıcı yok ve 1 misafir |
|
Bu foruma yeni başlıklar gönderemezsiniz Bu forumdaki başlıklara cevap veremezsiniz Bu forumdaki mesajlarınızı düzenleyemezsiniz Bu forumdaki mesajlarınızı silemezsiniz Bu foruma eklentiler gönderemezsiniz
|
|