|
4. sayfa (Toplam 4 sayfa)
|
[ 39 mesaj ] |
|
20 Eki 2009, 16:34 |
rminster
|
|
| yeni üye |
 |
Kayıt: 20 Eki 2009, 16:13 Mesajlar: 10
|
|
Kendi adıma belirtmek isterimki; Idea ya ulaşma gayreti varsa (düşünce olarak tabii) elbette retorik yapmak dahil bütün kavramları irdelemeliyiz. Ancak; ben kendi adıma, ahlak kavramının idea ya ulaşamayacak bir değer olduğunu, zamanın tüm akışında ve dahi ivemelenmesinde bile ahlak yapısının kavramsal ve yapısal bütünlüğünün değişeceğini düşünüyorum Ama elbbette irdelenmesi gerekir, üzerinde düşünmek gerekir kanaatindeyim.
|
|
Başa Dön |
|
08 Nis 2010, 00:08 |
Eupraxsophy
|
|
| yeni üye |
 |
 |
Kayıt: 07 Nis 2010, 18:11 Mesajlar: 5 Yaş: 21
|
|
Merhabalar!
Son dönemde okuma ve düşüncelerimi ahlâk felsefesi konusuna yoğunlaştırmış durumdayım; bu noktadan hareketle foruma girişimi de bu başlıkta yapmam yerinde olur diye düşündüm. Bu yazımı 3 hafta kadar önce üye olduğum bazı forumlarda yayınlamıştım, umarım burada da beğenilir ve güzel tartışmaların başlamasına önayak olur.
--------------------------------------------------------------------------------------------
Gerek günlük hayatımda, gerek internette yaptığım ahlâk konulu tartışmalarda ahlâk konusunda göreci(relativist) görüşlerin çok daha yaygın olduklarını gözlemleme imkânı buldum. Bu tartışmalara, düşüncelerine çok değer verdiğim bazı dostlarımla yaptığım çeşitli tartışmalar da dâhiller. Bu yazımda konuyla ilgili belli başlı bazı kavramları açıkladıktan sonra sık karşılaştığım bazı ahlâki göreci argümanları ele alıp, göreci görüşleri neden akla yatkın bulmadığımı ve benimsemediğimi açıklamaya çalışacağım.
Ahlâki görecilik nedir?
Ahlâki görecilik başlığı altına giren iki ayrı görüşten bahsedebiliriz: Ahlâki öznelcilik veya öznel ahlâki görecilik (etik sübjektivizm/subjective ethical relativism) ve gelenekçi ahlâki görecilik(conventional ethical relativism/ethical conventionalism).
Bu iki görüşü kısaca açıklayalım:
Ahlâki öznelcilik
Bu görüşe göre ahlâkilik, tamamen bireylerin kişisel tercihlerine dayanan bir şeydir ve kişiden kişiye değişiklik gösterir.
Gelenekçi ahlâki görecilik
Bu görüşe göre eylemlerin doğruluğu ya da yanlışlığı, toplumdan topluma değişiklik gösterir.
Ahlâki öznelciliğin eleştirisi
Ahlâki öznelciliğin en temel sorunu ahlâk kavramını kişisel tercihlere indirgemesi, ve dolayısı ile işlevsiz hâle getirmesidir. Ahlâki ifadeler, "bu müzik güzel" vb. estetik konulu ifadeler gibi görülürlerse ahlâk, kişiler arasındaki çatışmaların çözülmesi gibi tüm ahlâk sistemlerinin amaçladığı görevleri yerine getiremez hâle gelir. Doğru, yanlış, haklılık, adalet gibi kavramlar anlamlarını tümden yitirirler. Düşünce ve eylemlerin eleştirilmesi, ayıplanması. vs. imkânsızlaşır.
Bu durumu birkaç örnekle açıklayalım:
Diyelim bir gün yolda yürürken bir çocuğa işkence eden bir adama rastlıyorsunuz, ve bundan rahatsız oluyorsunuz. Eğer ahlâki öznelci bir görüşü benimsiyorsanız ve bu adamın ahlâki ilkelerinden biri "çocuklara işkence yapmak" ise, ya da ahlâki ilkeleri bu tarz davranışlara izin veriyorsa, kendisini eleştirmeniz ya da suçlamanız hiçbir şekilde mümkün olmaz. Adamı ancak adam başkalarını aynı davranışta bulunmaları hâlinde eleştiren biri ise, ya da davranışı benimsediği ahlâki ilkeler ile çelişiyorsa tutarsızlıkla suçlayabilirsiniz. Ahlâki öznelci görüşe göre bu da adamın benimsediği ilkeler tutarsızlığı ahlâken yanlış bulmuyorsa mümkün olmayabilir, ahlâk tamamen öznelse tutarlılığın doğru olduğu da nesnel olarak söylenemez.
Bu görüşe göre kendi ahlâki standartlarına göre yaşadıkları sürece Gandi ve Hitler aynı derece ahlâklı, aynı derece doğru insanlar olarak kabul edilmelidirler.
Bir öğretmen yaptığı sınavda aynı cevapları veren iki öğrencisinden birine yüz üzerinden yüz, diğerine de yirmi puan verebilir, ve "adaletsizlik" öğretmenin benimsediği ilkelerden biri ise yaptığının yanlış olduğu söylenemez.
Ahlâki öznelciliğin benimsenmesi bu ve benzeri birçok saçma sonuca yol açacaktır, o nedenle bu görüş üstünde çok durmaya gerek görmüyorum. Ahlâki öznelcilik, ahlâki hiççilik(nihilizm) ile eşdeğer kabul edilebilecek bir görüştür.
Daha ciddi bir biçimde incelenmesi gereken ahlâki göreci görüşün gelenekçi ahlâki görecilik olduğu açıkça görülüyor.
Gelenekçi ahlâki görecilik
Gelenekçi ahlâki görecilik bir argüman biçiminde şu şekilde ifade edebilir:
1-Eylemlerin doğruluk ve yanlışlığı toplumdan topluma değişiklik gösterir, tüm toplumların benimsedikleri evrensel ahlâki standartlar yokturlar. 2-Bireylerin belli şekillerde davranmalarının doğru olup olmadığı, mensubu oldukları topluma göre belirlenir. 3-Bu nedenle tüm insanlar açısından bağlayıcı olan mutlak veya nesnel ahlâki standartlar yokturlar.
1. Bir numaralı teze çeşitlilik tezi diyebiliriz. Bu tez aslında ahlâki kuralların toplumdan topluma değiştikleri yönünde bir tespittir, zaten bu tezde ifade edilen şeye kültürel görecilik adı da verilir.
Bu tespitin geçerli bir tespit olduğunu ta Herodot'un zamanından beri biliyoruz; Herodot da "Tarih" adlı eserinde farklı toplumların benimsedikleri farklı ahlâki kurallardan bahsetmiş, ve de sonrasında "Gelenek herkesin kralıdır!" demiştir. Bu tezi destekleyecek sayısız örnek kolayca bulunabilir; mesela bazı kültürler evlilik öncesi cinsel ilişkiyi onaylar, bazı diğerleri onaylamaz, veya Antik Roma'da babalar çocuklarını öldürme kararı alabilirlerdi, günümüz toplumlarında bu kabul edilemezdir vs. Bu konuda da çok detaya girmeye gerek görmüyorum.
Çeşitli toplum ve kültürlerin benimsedikleri ahlâki değerleri gözlemleyerek tek bir geçerli ahlâk kuralına ya da ahlâki kurallar bütününe ulaşmanın imkânsız ya da imkânsız değilse de çok zor olduğu açıkça görülüyor olsa gerek.
2.İki numaralı teze de ahlâkın mensubu olunan topluma bağlı olduğu iddiasından hareketle bağlılık tezi diyelim.
Bu teze göre ahlâk boşlukta var olmaz ve bir eylemin doğruluğu/yanlışlığı toplumların inançları, tarihleri, amaçları vs. bağlamında değerlendirilmelidir.
Bu tezin iki ayrı türü olduğundan bahsedebiliriz, zayıf bağlılık tezi ve güçlü bağlılık tezi.
Zayıf bağlılık tezi ahlâki kuralların nesnel olabileceğini savunanlar tarafından da benimsenebilecek bir tezdir. Bu teze göre aynı ya da benzer ahlâki ilkelerin benimsendiği toplumlarda bu ilkelerin uygulamaları farklı olabilir. Örneğin Hristiyan erkekler ibadet yerlerine giriş yaptıklarında saygı göstermek adına şapkalarını çıkarırlar, Yahudi erkekler ise aynı amaçla başlarını örterler.
Ahlâki görecilik görüşünü benimseyen biri ise güçlü bağlılık tezi dediğimiz şeyi benimsemek durumundadır. Farklı kültürleri benimseyen farklı toplumların uzlaşamaz, tamamen farklı ahlâki değerleri olduğunu benimsemelidir.
Gelenekçi ahlâki görecilik işte bu iki tezden hareketle yukarıda 3. olarak saydığımız "tüm insanlar açısından bağlayıcı olan mutlak veya nesnel ahlâki standartlar yokturlar" sonucuna varır.
Gelenekçi ahlâki göreciliğin eleştirisi
Gelenekçi ahlâki görecilik sık sık kültürler arası hoşgörü için bir temel olarak kullanılır. Bu, hatalı bir görüştür. Ünlü antropolog Melville Herskovits'in bu yöndeki argümanını ele alalım:
1-Ahlâk toplumdan topluma, kültürden kültüre değişen bir şey ise, diğer kültürleri eleştirmemize olanak sağlayacak, kendi kültürümüzden bağımsız bir şey de yoktur. Ancak kendi kültürümüzün ahlâkını eleştirebiliriz. 2-Eğer diğer kültürlerin benimsedikleri ahlâki değerleri yargılayacak kendimizinkinden bağımsız bir değer standardı yoksa, diğer kültürlere ve onların değerleri ile hoşgörülü yaklaşmalıyız.
Bu argüman bir yandan ahlâki göreciliği savunurken, diğer yandan nesnel bir ahlâki değer olarak hoşgörüyü savunduğu için çelişkili bir argümandır. Eğer kendi ahlâk kendi kültürümüz dışında bir şeye bağlı değilse, ve kendi kültürümüz diğer kültürlere hoşgörü ile yaklaşmayı içermiyorsa, neden diğer kültürlere ve onların ahlâki değerlerine saygılı olalım? Argümanın öncülü bizleri Herskovits'in vardığı sonucun tam aksi yönde sonuçlara da rahatlıkla götürebilir. Bir ahlâki görecinin bir başka toplumdaki birini hoşgörüsüzlükle suçlaması tutarlı olmaz.
Bu şekildeki bir ahlâki göreci görüşün çok daha olumsuz sonuçları da vardır. Bu görüşe göre, toplumlar tarafından benimsendiği sürece Nazi Almanya'sının ırkçı ve soykırımcı uygulamaları ahlâkidir. Azize Teresa'nın yaptıkları ne kadar ahlâki ise, Hitler'inkiler de aynı derece ahlâkidir. Yeter ki toplumlar bunları ahlâki bulsunlar. Bunları eleştirmemiz, bunların sorumlularını suçlamamız falan mümkün değildir; zira geçerli eleştiri ve suçlamalar belli "bağımsız" kriterleri gerektirirler.
Bu görüşün bir başka sonucu da tarihteki tüm reformcuların, devrimcilerin eylemlerinin otomatik olarak yanlış olduğudur. Yeni dinler getiren İsa ve Muhammed, köleliğe karşı mücadele eden William Wilberforce, Türkiye Cumhuriyeti'nin kurucusu Atatürk, Marx ve onun düşüncelerine dayanarak devrim yapan Lenin, Hindistan'da zamanında uygulanan "dul yakma" uygulamasına karşı çıkan ve yasaklayan İngiliz koloniciler falan hep ahlâka aykırı ve ahlâken yanlış davranmışlardır, zira toplumların benimsedikleri ahlâki değerlere karşı hareketlerde bulunmuşlardır.
Bu görüş hukuk ile ilgili büyük bir sorun da yaratır. Bu görüşün benimsenmesi durumunda ne yasalara uymak, ne de onlara karşı hareket etmek ahlâki olarak temellendirilebilir.
Yasalarla ilgili genel olarak benimsenen görüş yasaların genelde faydalı olduğundan hareketle yasalara uyma yükümlülüğümüz olduğu yönündedir. Yasaların ahlâk ile ciddi çelişkilerinin bulunduğu bazı durumlarda ise sivil itaatsizlik ve yasalara karşı çıkmanın meşru olduğunu düşünürüz. Toplumun geneli yasaları benimsiyorsa, gelenekçi ahlâki göreşi görüşe göre bu yasalar ne içerirlerse içersinler yasalara itaat etmemek yanlıştır. Aynı şekilde bir bireyin içinde bulunduğu toplum ya da kültür bazı yasaları onaylamıyorsa o yasalara uymak ahlâken yanlıştır. Hukukun dayandığı toplum ve kültürden bağımsız bir temel yoksa, hukuk kurallarına uymak ya da bilinçli olarak bunlara direnmek temeli olmayan tutumlara dönüşürler.
Bu görüşün beraberinde getirdiği bunlardan daha temel bir sorun daha vardır. Bu sorun da bir kültür ya da toplumun ne olduğu sorusunun cevaplanması çok zor bir soru olmasıdır. Bu özellikle günümüzde mensubu olduğumu "çoğulcu" toplumlarda büyük bir sorun teşkil etmektedir.
Diyelim bir ülkede kürtajın yasağı konulu bir referandum yapıldı ve toplumun yüzde 70'i kürtajın yasak olmaması yönünde oy kullandı. Bu, bize bahsi geçen toplumun genelinde kürtajın ahlâken yanlış olarak görülmediğini gösterir. Bu toplumun yüzde 30'luk bir kısmının ise Katolik olduğunu varsayalım. Katolikler bilindiği gibi kürtajı onaylamazlar. Bu toplumda yaşayan Katolik bir kadının kürtaj yapması ahlâki olarak yanlış mıdır? Kadının kurallarına uymasının doğru olacağı "toplum" hangisidir?
Yine aynı sorunla ilgili şu tarz sorular sorulabilir: Bir toplumu ahlâki kurallaına uyulması meşru bit topluluk yapan nedir? Bir toplum en az kaç kişi olmalıdır?
Bu soruna çözüm olarak her bireyin ait olduğu "ana" bir toplumu belirlemesi ve onun kurallarına uyması gösterilebilir, ancak bu da ahlâki öznelcilik ile aynı kapıya çıkar. Bir birey hangi toplumun kurallarına uyabileceğini seçebilirse, her istediğini ahlâki olarak meşru hâle getirme imkânına da sahip olur. Kafasına uyan bir toplum yoksa bile, etrafında birkaç kişi toplayıp bir "toplum" oluşturması bir toplumu neyin teşkil ettiği nesnel olarak belirlenmediği sürece teorik olarak mümkündür.
Ahlaki "göreciliklere" getirilebilecek belli başlı eleştiriler bunlardır. Yukarıda incelediğim sorunlardan ötürü ahlâki göreci görüşleri kabûl edemiyorum.
Bunlara ek olarak şunlar da söylenebilir. Bu tarz ahlâki göreci görüşlere getirilebilecek belki de en temel eleştiri şudur: İlk başta yazdığım 3 maddelik argümanın ilk öncülü doğru olsa da, ikinci öncül ispat beklemektedir. Farklı toplumlarda farklı ahlâki değerlerin benimsenmesi, benimsenen bu değerlerin tümünün eşit derece "geçerli" ya da "doğru" olduğu anlamına gelmez. Toplumlar Dünya'nın şekli hakkında da fikir ayrılığına düşebilirler, ancak bu Dünya'nın şeklinin geoid olduğu gerçeğini değiştirmez. Toplumlar, benimsedikleri değerler konusunda hatalı olabilirler. Ahlâkın amacı toplumların barış içinde, gelişmelerine imkân sağlayacak bir biçimde yaşaması veya benzeri bir biçimde tanımlanırsa, bazı ahlâki değerlerin diğerlerine göre bu amaca daha iyi hizmet ettiği, yani bazı değerlerin diğerlerine göre daha "iyi" ya da "doğru" oldukları rahatlıkla savlanabilir. Köleliğin uygulandığı, çocukların Tanrılara kurban edildiği bir toplumun ahlâki kurallarının bizim insan haklarını benimseyen kurallarımızdan daha kötü, daha az yararlı oldukları neden savunulamasın? Toplumların, benimsedikleri ahlâki değerler konusunda yanılmaları neden imkânsız olsun?(aynıları bireyler ve onların benimsediği değerler için de geçerlidir)
|
|
Başa Dön |
|
08 Nis 2010, 14:35 |
ren
|
|
| Kıdemli Üye |
 |
 |
Kayıt: 03 Kas 2009, 01:30 Mesajlar: 677 Yaş: 40
|
Eupraxsophy: Toplumların, benimsedikleri ahlâki değerler konusunda yanılmaları neden imkânsız olsun?
imkansızdır! zira ahlak kuralları, topluma ait baskın üretim ilişkileri tarafından belirlenir.. bir üst yapı kurumu olarak ahlak zaten mevcut üretim tarzını verimli kılmak üzere bina olunur. güncel hiçbir ahlak kuralı yoktur ki; toplumun ekonomik ' çıkar'ına ters düşsün! 
_________________ ne yana atarsan at takla, biliyorum bütün derdin aşkla.. (bu da kötü edebiyat iyi felsefe:)
|
|
Başa Dön |
|
08 Nis 2010, 15:45 |
Eupraxsophy
|
|
| yeni üye |
 |
 |
Kayıt: 07 Nis 2010, 18:11 Mesajlar: 5 Yaş: 21
|
ren yazdı: Eupraxsophy: Toplumların, benimsedikleri ahlâki değerler konusunda yanılmaları neden imkânsız olsun?
imkansızdır! zira ahlak kuralları, topluma ait baskın üretim ilişkileri tarafından belirlenir.. bir üst yapı kurumu olarak ahlak zaten mevcut üretim tarzını verimli kılmak üzere bina olunur. güncel hiçbir ahlak kuralı yoktur ki; toplumun ekonomik ' çıkar'ına ters düşsün!  Ren, Olaya ortodoks Marksist bir açıdan yaklaştığın görülüyor; ancak ben bu yaklaşımı aşırı basit, ve dolayısıyla eksik buluyorum. İslam şeriatının kurallarının uygulamada olduğu ülkeleri bir an için gözümüzün önüne getirelim. Bu ülkelerde hırsızların elleri kesilir. Bu da hırsızlık yapan bir insanın bir daha işgücüne katılmasını imkânsız hâle getirir. Pozitif veya betimsel ahlâkta yer bulan bu ahlâki değerin ekonomik çıkar açısından faydası nedir? İslâm dininin bazı yorumlarının aynı şekilde kadınların işgücüne katılımını gayri ahlâki gördüğünü biliyoruz. Tüm toplumların üç aşağı beş yukarı yarısını oluşturan kadın nüfusun işgücünün dışında tutulmaları ekonomik açıdan ziyadesiyle zararlıdır. Bu tarz örnekler çoğaltılabilir. Sevgiler
|
|
Başa Dön |
|
08 Nis 2010, 16:04 |
Bahadır
|
|
| çaylak üye |
 |
 |
Kayıt: 16 Ara 2009, 00:10 Mesajlar: 126 Yaş: 26
|
|
Ahlak insanı sosyal bir varlık yapar. Ahlaki kurallar her toplumda farklı farklı olsada ahlaklı olma hissi her insanda aynıdır çünkü ahlak insan beyninin normal bir fonksiyonudur. Bir çocuğu öldürmek insanda ahlaki bir his oluşturmaz, ahlaki hissi oluşturan örneğin tanrılar için çocuk kurban etmesini salık veren inançtır. Ohalde bu toplum çocuk öldürürken bizim hissettiğimiz ahlaklı olma durumunu hissediyor diyerek savundukları inançları eleştiremeyeceğimizi söylemek mantıksız olur. Bu mantıksızlığın temeli ahlakla, süperegonun karıştırılması sanırım. Çünkü bizim eleştirimiz onların ahlaksız olduklarını belirtmek değildir, eleştirimiz yaptıkları eylemi ahlaklı olarak nitelemeleridir. Toplumların süperegoları başka toplumlar tarafından eleştirilmeye herzaman açıktır.
|
|
Başa Dön |
|
08 Nis 2010, 16:27 |
ren
|
|
| Kıdemli Üye |
 |
 |
Kayıt: 03 Kas 2009, 01:30 Mesajlar: 677 Yaş: 40
|
Bu ülkelerde hırsızların elleri kesilir.
özel mülkiyete uzanan eller kesilsin işte.. yeterince caydırıcı bi ceza! hırsızlar zaten bir iş tutamadıkları için çalarlar ve zaten üretim dışıdırlar ha elli ha elsiz farketmez.. ayrıca engelli kontenjanından üretime katılabilir yine de (bu şaka idi) hatırla: "adalet mülkün temelidir" kadınlar meselesine gelince: kadın işgücüne ihtiyaç duyuldukta (işsizlik almış başını gidiyor, erkeklere bile yetecek iş yok halihazırda), kadınların da çalışmasının önündeki 'ahlaki' engellerin kolaylıkla kaldırıldığının örnekleri de pek çok mevcuttur.. (yalnızca yeni bi isim takıldı (ortodoks marksizm), yoksa olan biteni farklı yorumlamayı gerektirecek pek bi yeni gidişat görünmüyor)
_________________ ne yana atarsan at takla, biliyorum bütün derdin aşkla.. (bu da kötü edebiyat iyi felsefe:)
|
|
Başa Dön |
|
08 Nis 2010, 17:05 |
Can
|
|
| Mesaj Panosu Yöneticisi |
 |
 |
Kayıt: 17 Nis 2009, 02:19 Mesajlar: 2377 Yaş: 45 Konum: Admin
|
ren yazdı: zira ahlak kuralları, topluma ait baskın üretim ilişkileri tarafından belirlenir.. bir üst yapı kurumu olarak ahlak zaten mevcut üretim tarzını verimli kılmak üzere bina olunur. güncel hiçbir ahlak kuralı yoktur ki; toplumun ekonomik 'çıkar'ına ters düşsün! Ren,ahlakın üretim ilişkilerinin üst yapısal bir sonucu olduğunu ifade ederken çok doğru bir tespit yaptığını düşünüyorum.Ancak son cümlede geçen "toplumun ekonomik çıkarı" ifadesi ile ekonomik açıdan çatışan sınıfları aynı çıkar çerçevesinde örgütlenmiş sayıyorsun.Oysa böyle değil.Homojen bir toplum ve toplum denilenin birbirinden ayrılmaz çıkarları söz konusu değil... Eupraxsophy, (sanıyorum ismi "iyi eylem seven" anlamına gelen yeni katılımcımıza da hoş geldin diyelim  ) şeriat kanunlarının toplumun ekonomik çıkarına aykırı olacak bir şekilde kadınları çalışma hayatının dışına ittiğini söylerken beyan ettiğiniz ahlaki görüşün "kapitalist ahlakın", yani kapitalist üretim ilişkilerinin doğal bir sonucu olan ahlakın bir tezahürü olduğunu farketmiş görünmüyorsunuz... Açalım konuyu.. İslam toplumu denilen tarihi temelleri itibarı ile feodal temelde savaşçı, tüccar ve ilkel tarım üretimine dayanan bir toplumdur.Geniş araziler feodal beylerin elinde toplanmış olup serfler (köylüler) ürettiklerinden küçük bir pay alıp büyük kısmını beylere devrederler.Savaşlar vergi toplama ve ticari yolların emniyet altında tutulması bakımından önemli bir etkinliktir. Kadın bu toplumda doğurganlığı ile bir üretim aracıdır.Doğurduğu çocuklar (sn.başbakanımızın beş çocuk yapmadan gözüme görükmeyin önerisini hatırlayın) ile üretim hayatına katılır.Bu çocukların erkekleri tarlada çalışır veya savaşçı olur,kadınları seksüel üretkenlikleri nedeni ile mal gibi satılır ,velhasıl gayet kıymetlidir.Erkekler doğurganlığından istifade edeceği ekonomik bakımdan bakmaya gücü yettiği kadar kadın (satın) alır.. Şimdi sana dokuz çocuk (dördü beşi erkek olup savaşacak belki) peydahlayacak kadını sen tut çalıştır,olur mu,olmaz! Dört kadından 36 çocuk sahibi olup,torunlar ile sülaleni ebediyete doğru genişletmek varken bir çocuk yaptıktan sonra (bu akşam çok yorgunum vahap!) ömrünü muhasebe tutup,sobanın üstünde çay demleyerek geçiren kadını feodal toplum naap'sın?(üst ayraç doğru yerde mi acaba?)Zaten tutulacak muhasebe işlemi o dönem için beyimin kaç devesi var,develerin hangisi gebe hangisi değil şeklinde özetlenebilecek kadar verimsizdi.. El,kol kesme meslesine gelince o dönem için gayet mantıklı bir gelenekti diyebiliriz.Adam öldürme ve talan ,haraç gibi şeyler beyler ve savaşçılar eli ile yürütülüyordu.Çalan ,çırpan tipler genellikle serflerin en sefilleri idi..Elleri kesilince bir daha çalamadıkları gibi karşıdan bakınca da hırsız oldukları "şak" diye anlaşılıyordu...(o zamanlar alarm ve kamera sistemleri olmadığını hatırlayalım) Zaten bu günkü gibi karmaşık ve üretmeyi abartan bir ekonomi söz konusu olmadığı için üretmeseler de olurdu. Peki günümüzde hala o dönemlere heves eden memleket ve toplumların varlığını nasıl açıklarız? Öncelikle geleneklerde her zaman nostaljik bir yan var...Kimlik ,aidiyet duygusu uyandırıyor.O yüzden İngiltere hala sembolik düzeyde de olsa bir kraliçe eli ile yönetiliyor..İkincisi Arap toplumları halen tam anlamı ile kapitalist sanayi üretim biçimine geçmiş değiller.Sahip oldukları petrol sayesinde hala feodal, ticaret toplumu gibi yaşamlarını sürdürüyorlar.Emirler kazandıkları parayı (petrodolar denmekte) Amerikan borsasına veya bankalarına yatırıyorlar..
_________________ Yaşamın ve çalışmanın temel amacı, kişinin başlangıçta olmadığı kişi olmasıdır. M.Foucault
Varoluşçu psikoterapi ile Freud ve psikanaliz sitelerini ziyaret ettiniz mi?
|
|
Başa Dön |
|
08 Nis 2010, 17:18 |
ren
|
|
| Kıdemli Üye |
 |
 |
Kayıt: 03 Kas 2009, 01:30 Mesajlar: 677 Yaş: 40
|
can: ..."toplumun ekonomik çıkarı" ifadesi ile ekonomik açıdan çatışan sınıfları aynı çıkar çerçevesinde örgütlenmiş sayıyorsun.Oysa böyle değil.Homojen bir toplum ve toplum denilenin birbirinden ayrılmaz çıkarları söz konusu değil...
saymıyorum! hatalı bi ifade olmuş doğru.. " yasama-yürütme-yargı" yetkisini elinde bulunduranların domine ettiği ahlaktan bahsediyorum tabii ki.. (ayrıca da 'ayraç' yanlış yerde ) 
_________________ ne yana atarsan at takla, biliyorum bütün derdin aşkla.. (bu da kötü edebiyat iyi felsefe:)
|
|
Başa Dön |
|
09 Nis 2010, 02:44 |
Eupraxsophy
|
|
| yeni üye |
 |
 |
Kayıt: 07 Nis 2010, 18:11 Mesajlar: 5 Yaş: 21
|
ren yazdı: Bu ülkelerde hırsızların elleri kesilir.
özel mülkiyete uzanan eller kesilsin işte.. yeterince caydırıcı bi ceza! hırsızlar zaten bir iş tutamadıkları için çalarlar ve zaten üretim dışıdırlar ha elli ha elsiz farketmez.. ayrıca engelli kontenjanından üretime katılabilir yine de (bu şaka idi) hatırla: "adalet mülkün temelidir" kadınlar meselesine gelince: kadın işgücüne ihtiyaç duyuldukta (işsizlik almış başını gidiyor, erkeklere bile yetecek iş yok halihazırda), kadınların da çalışmasının önündeki 'ahlaki' engellerin kolaylıkla kaldırıldığının örnekleri de pek çok mevcuttur.. (yalnızca yeni bi isim takıldı (ortodoks marksizm), yoksa olan biteni farklı yorumlamayı gerektirecek pek bi yeni gidişat görünmüyor) ren, Eli kesilen hırsızların çaldıkları şeyler özel eşyalar olur; bilezik, çanta, cüzdan vb. şeyler; sosyalistler bildiğim kadarıyla bunların özel mülkiyerine karşı değildirler. Burada söz konusu olan üretim araçları değil. Dünyada çalışacak yaştaki nüfusunun yüzde 50'sinin çalışamadığı ülke yok gibi, sadece birkaç az gelişmiş Afrika ülkesi var, ve onların en temel sorunlarından biri de beğenmediğiniz mülkiyet haklarının eksikliği. Ahlâki değerlerin kökü elbette çeşitli somut gereksinimlere dayanıyor, ama üst yapı izole değil, toplumdan topluma savaş vs. ile aktarılabiliyor; ve de değerler yapışkan olabiliyorlar, onları ortaya çıkaran koşullar ortadan kalktıktan çok daha sonra da yürürlükte kalabiliyorlar.
|
|
Başa Dön |
|
|
4. sayfa (Toplam 4 sayfa)
|
[ 39 mesaj ] |
|
Kimler çevrimiçi |
Bu forumu gezen kullanıcılar: Hiç bir kayıtlı kullanıcı yok ve 1 misafir |
|
Bu foruma yeni başlıklar gönderemezsiniz Bu forumdaki başlıklara cevap veremezsiniz Bu forumdaki mesajlarınızı düzenleyemezsiniz Bu forumdaki mesajlarınızı silemezsiniz Bu foruma eklentiler gönderemezsiniz
|
|