Giriş |  Kayıt

Hoşgeldiniz
Tebrikler
_teodora_
_teodora_
evadne_ee


Felsefe Forumuna Hoşgeldiniz.
Felsefe ,Psikanaliz,Varoluşçu Psikoterapi,Sanat ile ilgili konu ve tartışmalara buradan ulaşabilirsiniz.

Felsefe Forumu Sohbet Odası açılmıştır
Sn Misafirler,üye olmanız halinde"aktif başlıkları göster" butonu eklenecektir.
Foruma yeni başlayanlar için tanıtım kılavuzunu okuyun..
Felsefe forumu 17.Nisan 2009 tarihinde kuruldu.

Kardeş sitelerimiz Varoluşçu Psikoterapi ve Freud ve Psikanaliz 'i ziyaret ettiniz mi?

Yeni başlık gönder Başlığa cevap ver  [ 185 mesaj ] 

25 Nis 2010, 12:39

Çevrimdışı
 Re: Sartre- Moral felsefesine dair taslaklar
Köşe Sahibi Üye
Köşe Sahibi Üye
Kullanıcı avatarı
Kayıt: 20 Haz 2009, 19:41
Mesajlar: 2131
Yaş: 63
 Profil Özel mesaj gönder  
Sayfalar 597 – 603

“…Engels ve Dühring bu soruyu iyi sorarlar. Dühring, ‘siyasi ilişkinin biçimlenmesi tarihi temelledir ve ekonomik bağımlılıklar sadece etkidirler veya ikinci sırada olan özel bir durumdur'.
’[…] Dühring’in çıkış noktası idealisttir çünkü durumu iradeden çıkartır, iradeyi durumdan değil.

[…] Engels’in soruya cevabı daha kolaydır: 1) İki kişinin ilişkisinin şeması tarihsel gerçekliğe dikkat etmez; burada 18. Yüz yılın gerçekte sonsuzluğa kadar yükseltilmiş vatandaş (burjuva?) insanlığı vardır. 2) Güç (veya şiddet) tarihsel süreçleri kavrayabilir ancak şimdiye oluşmamış hiçbir şeyi oluşturmaz[…] veya yok etmez. 3) Bunlara göre insanları ezenler ve ezilenler durumuna ekonomik güçlerin diyalektiği yeterlidir. […] Tarihe kısa bir bakış Engels’in Dühring’e cevap verebilmesi sağlar: a) baskı ekonomik kuvvetlerin oyunlarından doğar (Üretim, değiş-tokuş, dağıtım). b) Tarih mirasın bıraktığı beddua değildir aksine baskı, sınıf çatışması ve ilerleme aynı anda olabilir. […] c) Güç (veya şiddet) ikincil bir fenomen değildir o ekseri başlangıçta sosyal ekonomik fonksiyonlara dayanırken sonraları normal işleyen ekonomiye dönüşmeye başladığında ortaya çıkar. […] d) Üretim ve dağıtım sistemini kullanan toplum hakkında verilen her ahlaki karar, yalnız etkisiz kalmakla kalmaz, o hep gelişmekte olanı etkiler.
[…] İlk sonuç: iyi niyet ve dopdolu bir felsefe, ikinci sonuç: ilerlemenin, düzenin gelişmesi şeklinde olduğuna inanç, üçüncü sonuç: değerlerin gizli sunumudur. Sirkülâsyonda her an bütünün soyut anıdır ve ancak sadece bütünle birlikte var olabilir. Değerlendirme daima bütünden çıkarak yapılır. Bu nedenle diyebiliriz ki, kölelik, kendisinden sonra oluşabilecek ilerleme anını gerçekleştiren soyut andır. Neye doğru ilerleme?

İnsanlığının kendisini kendi sayesinde tekrar kazandığı ana doğru, komünizmin, tekniğin doğa üzerinde kurduğu egemenlikle birleştiği ana doğru…
S. 603

Cüneyt bu son cümleyi nasıl yorumlar, çok merak ediyorum doğrusu. Umarım bunu okur ve buraya bu cümleyle iki satır yazar.


Başa Dön Başa Dön
 Profil Özel mesaj gönder  
 

27 Nis 2010, 17:58

Çevrimdışı
 Re: Sartre- Moral felsefesine dair taslaklar
Köşe Sahibi Üye
Köşe Sahibi Üye
Kullanıcı avatarı
Kayıt: 20 Haz 2009, 19:41
Mesajlar: 2131
Yaş: 63
 Profil Özel mesaj gönder  
Sayfalar: 603 – 613

“…Ama o zaman sınıf savaşı ne durumda olacak? Genel bir anlaşma var. Ekonominin dengesizliğiyle bir savaş aynı tefeye konamaz. […] Burada insan boyutu eksiktir. […]
Hegel’in insanın kaderinin belirlendiği fikrine geliyoruz burada. Ruh, afetlerle ancak kendisine geri döner. Geleceği biliyoruz. Biz geleceği sadece bilmiyoruz aynı zamanda onu değer olarak kabul ediyoruz. Ancak aslında ona elimizde ona değerini takdim edecek bir aracımız yok. Gerektiğinde olacaktır diyebilmektir yapabileceğimiz. Hegel ona karşı getirilen tezlerden değeri ruh olarak belirlemekle kaçtı. Engels’de bu oyuna hepten düşer. Marksizm’in başlangıcında sürekli olarak mekanik determinizmle diyalektik materyalizmin arasındaki bocalamayı görürüz ki bu bocalama saçma bir deneme olan mekanikle diyalektiği bir sentez haline getirmekten kaynaklanır.


Gördük ki Engels, onun için en yüksek değer olan geleceğin total toplumunu savunmaktan vazgeçemez. Sınıf çatışmasının fenomenolojik bir açıklamasını da yapamaz.
Çünkü kim savaş derse, aynı anda bilinçli olmaktan, değerden, yoğunlaşmış davranışlardan, özgürlükten ve şiddetten bahseder.
Yani 18. Yy.ın özgürlüğe dayanan felsefesinden yola çıkarak el altından ahlaki bir değerlendirme sistemini Dühring’e karşı kullanıyor Engels. Irokesen (bir Kızılderili toplumu) vahşi ama asil bir topluluktur. Onlarını genlerini mahveden en düşük davranışlara geri dönüştür.
İşçilerin sınıf savaşını geliştirebilmek için her gün işvereni kötü adam olarak sunmak tesadüfi değildir, yani işveren bunu özgürce ve ısrarlı bir şekilde, isteyerek yapmaktadır. Kısacası Engels’in esoterik öğretisi moral dışı bir determinizm ise onun exoterik öğretisi de Dühring’in ki gibi ekonomik baskıyı siyasal şiddetin içinde erir.
Özgürlük ve savaş göz önünden kalktığı an baskı fikri kendiliğinden yok olur ve Engels’in bize söylediği ve herkes tarafından kabullenilmiş belirli bir ekonomik durum ortada kalır…”
“…Kölelik doğrudan da olmasa modern toplumu meydana getirdiyse, köleliği bir yere koyduğunda da adım, adım çağımızın kapitalizmi oluşur. […]

“…Eğer insan bir fakt ise, ortada sadece fakt’ların aranjmanı vardır, ortada ne bastırılacak insan ne de bastıran insan vardır. Proleteryanın işi ne haklıdır ne de haksız; sınıf savaşı yoktur; sadece ekonominin yıkıldığı anlar vardır.
[…] Eğer araç ve amaç üzerinde düşünürsek Engels’le birlikte aşağıda ki gerçeği buluruz: baskı teknik ve ekonomik ilerlemenin belirli anlarında ortaya çıkar:
köleleri itaat etmeleri için doyurmak gerekir bunun içinde onların ellerine alet ve iş vermek gerekir. […] Bilmemiz gereken neden toplumsal durumdan bireysel mülke doğru gittiğimizdir.
[…] Engels bunu kabul eder ve der ki; ‘ ne şiddetten bahsediyoruz ne de tarlanın verdiği ürünün paylaşılmasından […] çiftçilerin kendileri kendi çıkarları için hasadın topluma değil kendilerine ait olduğunu söylüyorlar.
Burada insani kavram ‘çıkar’ yeniden kullanılır. Anacak bu psikolojiyle ilgili çok çetrefil bir kavramdır. Çıkar nedir? Bu başlangıçtan beri olan bir kavram mıdır? Neden çıkarı tarihsel oluşların temeli olarak görelim? Neden gururu görmüyoruz? Veya utanmayı? Veya insan onuru duygusunu? Engels’in seçiminde bir karar var. Tarihsel bir açıklamada monizmi yakalamak için psikolojik bir monizme sarılıyor. Açıklamalarında psikolojik elemanlar yapay aynı kaldıkları sürece onları yok etmek için kullanıyor veya onları nesnelleştiriyor insanın dışına çıkartmak için ama bu bir hile olarak kalıyor.

Bize Engels ve Dühring’in sentezini denemek kalkıyor: baskı tesadüfi bir karar değildir ama insani bir oluşumdur; iyi ekonomik durumda ortaya çıkar, ancak bu durum insanı nesneleştirmeden ve onun anlamını yok etmeden ortaya çıkamaz[…] İş gücü ve insanın değeri […]
Her ne kadar ben ancak özel mülküm varsa birey olabiliyorsam da bu durumun tersinde de bir parça toprağı ancak bir birey olmayı tasarladığım zaman isteyebilirim. Yani burada da yaşam özden önce gelir…”


Başa Dön Başa Dön
 Profil Özel mesaj gönder  
 

29 Nis 2010, 16:22

Çevrimdışı
 Re: Sartre- Moral felsefesine dair taslaklar
Köşe Sahibi Üye
Köşe Sahibi Üye
Kullanıcı avatarı
Kayıt: 20 Haz 2009, 19:41
Mesajlar: 2131
Yaş: 63
 Profil Özel mesaj gönder  
Sayfalar: 613 – 622

“…Boş akış zamanlarında arzulara daha fazla düşkünlük başlar, bu boşlukları doldurmak için. Öyle ki, arzu ne kadar çok olursa objede kendini onunla doldurarak sonunda bunu bir hak haline getirir…”


“…Kendi kendime yaptığım telkinle dünyada bir şeyin görünmesine neden olurum…”

“…Hegel gösterdi ben devam ettim, objelerin formu ve üretilmesi bende var olan elementin yansımasıdır – diyebilirim ki bu kendinde-varlığa eşittir…”


“…Emekçilerle bağlantıda olan BEN özgürdür, bu pasif materyalin üzerinde çalışmaktan ortaya çıkar…”

“…Hayranlık (belki tutku veya arzu demeliyim, bilemiyorum cümleye göre değişebiliyor bu kavram) şunları gerektirir:
1. Öncelikli olarak pasifliği kabullenip bunun ikilemesiyle aktiveye geçebilmek,
2. İnsanın doğaya ‘etsel’ bağlantısı,
3. Objenin yaşanmış olma önceliği, insan üretmez, olanı güncelleştirir,
4. Karşılıklı hayranlıklar (veya arzularla) insan tümüyle doğa tarafından kavranır[…] güncelleştirmede ise doğaya yabancılığını algılar […] burada artık arzu başka bir şeydir,
5. Hegel, arzular gerçekleşmediğinde insanı çözülmeye götürür der. […] (ama duygudan yoksun Hegel unutuyor) çözülmeye giderken duygular açılır.

“…Doğal bir formun çözülmesi tabi ki rahatlamadır…”


Başa Dön Başa Dön
 Profil Özel mesaj gönder  
 

01 May 2010, 17:08

Çevrimdışı
 Re: Sartre- Moral felsefesine dair taslaklar
Köşe Sahibi Üye
Köşe Sahibi Üye
Kullanıcı avatarı
Kayıt: 20 Haz 2009, 19:41
Mesajlar: 2131
Yaş: 63
 Profil Özel mesaj gönder  
Sayfalar: 622 – 627

“…Diğer taraftan da çalışma arzuların önüne geçer. Tüketime ara verdirir. Bu anlamda Marx ve Engels haklılar. Bir tarafta da, arzular dünyasında alet bulma gereğini ortadan kaldıran bir tür denge vardır. Bu dünya süreklidir, çünkü bir taraftan mitleri, kozmik ve ahlaki anlamları içinde barındırır. Diğer tarafta ise davranış tarzları ve yaşam biçimleri vardır…”

“…İnsanın geleceğini kuşatanlar, geleceğin nesneleridir. Doğal yerden mekanı anlıyoruz, bu da güncelleştirme kuramı demektir ve zamansal ve mekansal sınırlar koyar…”

“…İnsanın doğayla olan ilişkisi etsel ve organiktir. Bu insanın özgürlüğünden habersiz olduğu anlamına gelmez ama onda sihirli bir özgürlüğün bilinci vardır…”

“…Göçmen gruplar, […] aletsizdirler, bu nedenle de doğayla olan ilişkilerini doğanın ürünlerine sahip olmakla sağlarlar ancak bunu ontolojik olarak bir dünya bakışı ile aşarlar. Bu hem yaratma hem de aynı zamanda ortaya çıkartmaktır. Bu yaratma özgürdür. […] İnsan belirlenmiş olan değildir, üstelik isterse ölümü seçebilir. Ama yaşamayı seçerse, arzularını özgürce geliştirirse, özgürce binlerce hile keşfederse ve bütün bunları yağmalamak için yaparsa, bu aktif arzular dünyasını ortaya çıkartır. Bu tam da Engels ve Marks’ın ‘pratik’ dedikleri şeydir. […] Tabi bu arzular dünyası özgür seçimdir. Hiçbir şey tarafından sebeplendirilmemiştir. […] Olumlu olan, objeyle süje arasında keşfedilen, süjenin ve objenin aynı olduğu ve birbirlerini açıkladıklarıdır.
İşte bu ikisi pratiğin görünüşüdür. Bir de üçüncüsü var, insanın kendisini açıklarken kendine yabancılaşması. […] Obje olan dünya süjeyi her yönden kaplar sonra onu açar ve süjeye kendi görünüşünü geri verir. […]

Aşağıdaki bölümü Can ve Cüneyt için not etmişim okurken.

“…Özgürlük, kendi özgür seçimiyle, kendini kendine esir eder: dünyayı seçerse bu dünya ona yansıyacaktır, yani böylece kendisi için obje olmayı seçmektedir. Üstelik dünyanın saf seçen bilinci olduğu için ve bu da onun kendi savlı bilinci olmadığı için, kendi seçtiği dünya ona hipotez olarak yansır. Dünya ona, özgürlük seçiminden dolayı, özgürlük için kader olacaktır…”


Tabi ki, bugün, kitabı okuduğumda neden buraya bu Can ve Cüneyt notunu aldığımı hatırlamama imkân yok. Belki o tarihlerde özgürlük veya özne konusunu tartışıyorduk. Bilemiyorum.

“…Arzular dünyası yabancılaşma olduğu için bu önemsiz ve yabancılaşmış insanın üzerine çöker o da bu dünya vasıtasıyla kendi önemsizliğini ve yabancılığını öğrenir. Bu andan itibaren arzularını seçer, ya bu arzunun peşinden gidecektir ya da bu arzudan kendisini kurtaracaktır. […] Bu dünyanın her zorluğu, her gerginliği bir açıklama talep eder ancak bu açıklama arzulayabilirliğin kategorileriyle açıklandığı için kurtarmaz, böylece insanı dünyaya daha fazla bağlayan başka bir bağlantı olur. […] (bunlar…) arzu değerleri yapılandırır…”


Başa Dön Başa Dön
 Profil Özel mesaj gönder  
 

03 May 2010, 14:58

Çevrimdışı
 Re: Sartre- Moral felsefesine dair taslaklar
Köşe Sahibi Üye
Köşe Sahibi Üye
Kullanıcı avatarı
Kayıt: 20 Haz 2009, 19:41
Mesajlar: 2131
Yaş: 63
 Profil Özel mesaj gönder  
Sayfalar 627 – 631

“…Şimdi, insanın seçimiyle birlikte kendini dünyaya yabancılaştırdığını tespit ediyoruz, […] bu arzular dünyasında insanın önemsiz, objenin önemli olduğundan kaynaklanıyor. […]
Arzuların özgür seçimi gerçekten de insanın içinden gelen sihirli bir bağımlılık. […] özgürlük sezgisi katlanıyor ve bağımlılık durumuna geliyor[…] İşte bu geçiş durumunda özgürlüğün özgür bilinci sihirden kaynaklanmış olmak, dar anlamıyla baskı altında olma durumunu yaratıyor. Ancak burada baskıyı yapan ortada yok,
[…] Eğer özgürlüğün gerçekten özgürlük olmasını istiyorsak; eğer bütünün temsilinin etkili olmasını istiyorsak; eğer pratiğin dünyada ki genel olanaklarını açıklamak istiyorsak; eğer eşitsizliğin olmadığı bir doğal tutumun kalabilmesi için onun kapısının açılmasını istiyorsak ve sonuncu olarak, “huzursuz ruh”a (ki ben buna daha çok “ruh korkudur” demek isterim) onun gerçek anlamını vermek istiyorsak, o zaman kalabilirliliğin başından beri doğal durumda hazır olması gerektiğini bilmeliyiz veya enkarnasyon özgürlüğünün kesin özgürlük tarafından sarılmış olması gerektiğini bilmeliyiz. Yani, insan neyse odur ama aynı zamanda neyse o değildir. Onun ne olduğu, olmama modudur, olmak zorunda olduğudur. […]
dünyadan ötürü verilen seçim kararı kendisini kader formuyla gösterirken, kendi kendini sorgular, çünkü başka bir şey olabilme bilinci vardır onda.
[…] Korunabilme, geri de kalabilme, bilinci tüm arzuların ortasında huzursuzluk kılar […]
bilincin içerisinde ki bu yapı belirleyici olmadığı için kendisini objeye doğru aşamaz ve objeden yansıyamaz ve böylece arzu dünyasının karanlık alnında kalır. Ama onu saran bu kalın duvarların arkasına her an geçebileceğini artık onlar orada olamayacakları için düşünür. […] Evrenin her anında ‘uyanma’ olanağı vardır. […] yani seçmeme seçimi. Bu dünyayı paranteze almak anlamına gelmez ama dünyanın anlamını paranteze almak demektir.

Bunlarla, kader görünüşünü kesin bir şekilde yansıtan bir dünyayı yaşanır yapabilmek için angaje olmuş bir özgürlükle, her yere girerek uyum sağlayan yapısıyla dünyayı sorgulayan ve bilinci görev olan, bir anlamda ilkelin gerçekten inanmadığı, inandığının da çeşitli anlamlara gelmesiyle bir Avrupa’lıyı şaşırtan özgürlüğü birbirlerinden ayırabiliriz.
[…]
Hep saf bir şekilde aslı olmama potansiyeli, belirlenmişlerin arasında saf bir belirsizlik, […] bununla ilkel düşünce, ilkel düşünce olabilmeyi içtenleştirir ve sonunda ilkel düşünceden hep başka bir şey olur. İlkel, hem içeride hem de dışarıdadır. Kendini ilkel sanan bir delidir o….”


Çevirisi zor ama orijinalinde çok keyif verici bir bölümdü Jean-Paul'cüğüm!


Başa Dön Başa Dön
 Profil Özel mesaj gönder  
 

08 May 2010, 17:10

Çevrimdışı
 Re: Sartre- Moral felsefesine dair taslaklar
Köşe Sahibi Üye
Köşe Sahibi Üye
Kullanıcı avatarı
Kayıt: 20 Haz 2009, 19:41
Mesajlar: 2131
Yaş: 63
 Profil Özel mesaj gönder  
Sayfalar: 631 – 634

“…İlkel dünyanın ikinci boyutu: refleksiyonları (yansımaları) yakalamak ve
benim seçimimi, benim için imkânsız olarak sorgulamak […] onu, benim içimde başkasının imkânı olarak algılamamı sağlamak […] özgürlüğümü başkasının tutkuya tutulmuşluğuyla kavrayacağım.
Bunun için mana kavramının iki bölümü hizmet verir: ruh ve zar (kötü cin). Yani artık yansımayan dünyadan ayrılıyoruz ve yansıyana, başkasına olan ilişkimize doğru yol alıyoruz. […] Dünya bana çifte etkiyle, gayrimenkulüm ve yaratıcı işimden yansıyarak beni bana gösteriyor.
Kendimi sahip olduğum mekânla ve yarattığım nesneyle birlikte algılıyorum.
[…] Başlangıçta mekân kaliteli ve manyetik bir alan, içinden geçildiği için, onun içinden takip edilebiliyor, takiple birlikte çizginin sentetik gelişmesinin yüzeyinde kalıyor benden kaçıyor. Bununla da o, dış dünyanın açılmasını, yeninin ortaya çıkmasını sağlıyor. […] diğer tarafta ise gördüğümüz gibi üreten bir iş yok, aksine var olanın doğasında araçlarla ortaya çıkardığı doğanın kapalı bölümleri. […]
Biz, bu açılmaların ve yok olmaların hızıyız.


Kala, kala refleksiyon sayesinde sübjektif bireyselleşme kalıyor. […] Kendimi, arzular dünyasındaki diğer objeyle buluyorum.
Diğeri, önce benim gördüğüm, bana beni anlatan, neden yaşadığımı söyleyen ve beni objeleşmeye götüren. Hegel’in dediği gibi, diğeri tarafından kendi gerçeğime varıyorum.
Buna rağmen ben bu yaşayan için diğeriyim. Böylece kendime bir başkası olarak geliyorum. Yani, kabilemle birlikte dolaşırken, kan bağımla, totemleri belirlerken fark ediyorum ki, ben de aynı diğeri gibiyim. Bu nedenle ben önce ‘o’yum, ilkellerin konuşmalarında görülen kendinden üçüncü şahıs gibi bahsetmek…”

Jean-Paul, yazdıkların gerçek tabi ki ama bana ters gelen pek çok tarafı da var.


Başa Dön Başa Dön
 Profil Özel mesaj gönder  
 

27 May 2010, 16:40

Çevrimdışı
 Re: Sartre- Moral felsefesine dair taslaklar
Köşe Sahibi Üye
Köşe Sahibi Üye
Kullanıcı avatarı
Kayıt: 20 Haz 2009, 19:41
Mesajlar: 2131
Yaş: 63
 Profil Özel mesaj gönder  
Sayfalar 634 – 638

“…İlkel göçmen kendi grubunda önemlidir. Ancak bu önem üç aşkınlıktan kaynaklanmaktadır: 1. Bu gruba bakışımla süjelerden oluşan bir topluluğa bakıyorum […] yani bir kolektifliğe, totalliğe bakıyorum. Bu totallik ancak onlara ait olmayan birisinin onlara bakışıyla mümkün oluyor. 2. Diğer taraftan bu her hangi biri başkası da olabiliyor. Bu durumda o bir başkası toplum anlamına gelebiliyor ve beni de başkası olarak güncelleştiriyor. Ben de onunla karışıyorum. […] 3. Bir başkasından daha bir başkası da ona bakıyor ve ona heyecanla (ALTERİTAET) karışıyor.
Bu süregelen değişiklik oyununa, her kesin herkesle olan yabancılaşmasına, özgürlük ilişkisinin dönüşümü de katılıyor. […] Kendisini önemli bir figür olarak gören, sürekli başka yerde ama buradaymış gibi gösteren oluyor. Burada olmamanın burada olurluğuna götürüyor bizi bu durum.


İşte bu içselliğin objektif figürüne en eski toplum deniyor. Açık şekilde görülüyor ki, toplum diye adlandırılan hep benim olmadığım yerde, işte YABANCILAŞMA dedikleri. […] Her kendisi olan bütünüyle baskı altında olan ve kendisi diğeri olduğunda da baskıyı yapandır. Kendinin dışında olduğu sürece kendini güçlü hissediyor, yani başkası tarafından kendi içinde yaşadığında. […]
Kısaca söylemek gerekirse; ya ben hiç kimsenin olmadığı yasak ve kurallarla dolu bir dünyadayım, emir vermek için, ya da ben tezsiz bir bilinç olarak hakları olmayanım. Çünkü görev diğerindedir. (?!?!)


[…] İnsanın ruhu yoktur, insan onun tarafından ele geçirilir. […] Ruhun açıklamasında; o, odur, onun bir doğası vardır, o karar veren, benim içimde isteyen bir varlıktır denir. Onun özellikleri vardır denir. Başlangıcında o bir ikilenmedir (le double) denir. Ama ilkelin ikilenmesi başkasından başka bir şey değildir. İçimde bir başkası vardır ve bu başkası dışarı çıkabilir. […] Mana düşüncesiyle akraba olan ‘koruyucu melek’ gibi. […]
Biraz önce anlatılan diyalektikle yaşayan insanlık kendiliğinden kendisini, başkası olarak kabul ettiği için ikileniyor.
[…] Hıristiyanlık da ki mit: Otuz çocuk doğuran Havva, Tanrı onları saymak istediğinde onun nazarından korktuğu için onların en güzel olan on beş tanesini sakladı. Tanrı’da onları cezalandırmak için onların hep gizli kalmalarını emretti. Gösterilenlerinse hep insan olarak görünmelerini emretti. Kardeş kardeşi öldürecektir, diye de ekledi. Yani insanlığa bu saklanan çocukların hep egemen olacağını ima etti. Burada önce bakışın önemini görüyoruz. Tanrının nazarı değebilir ve baktığını taşlaştırabilir. Saymaksa, bakışlar altında yaşamaya yönelmek ama aynı zamanda bakışlar altında yaşamaya başlayan insan hem yemdir hem de korunmasız.
Burada başkasının diğeri olan tanrıdır. […] görülenler görülmeyenler tarafından ele geçiriliyor Tanrı emriyle…”


Başa Dön Başa Dön
 Profil Özel mesaj gönder  
 

02 Haz 2010, 16:45

Çevrimdışı
 Re: Sartre- Moral felsefesine dair taslaklar
Köşe Sahibi Üye
Köşe Sahibi Üye
Kullanıcı avatarı
Kayıt: 20 Haz 2009, 19:41
Mesajlar: 2131
Yaş: 63
 Profil Özel mesaj gönder  
Sayfalar 638 – 641

“…Bir anlamda bir ruhumuz olduğu söylenir. Ama kimin ruhu vardır? Sentetik bir prensibin olduğunu kabullenmeliyiz. Ruh vücudun hareket etmesini sağlayandır, Ruhun arkasında minik bir insan. Kısacası, bir sübjektivite olan ben kendimi bu benim olan objektif ruhun arkasına yerleştirmeliyim. Başka bir anlama göre de ruhtur bana sahip olan.
Ruh, izlediği sonsuz gerçekle aynı anlamda tanrı tarafından yaratılmıştır, onun tarafından nurlandırılmıştır (Platon’la karşılaştırma); kendi içerisinde kişiliksiz olarak bedeni yönetendir ruh. Bu anda sübjektivite beden olur, yani illüzyon (yanılmaca)…”


“…Sübjektivite saf olumsuzluk olduğunda bunu reddetme çabaları insanı kendinde-varlığa dönüştürmeme çabalarıdır.
[…] diğerinin bakışının yansıması ve bana yansıyanın kendimde olan elementle eşitlenmesi. Ancak buna inanmam gerekir, başka bir söyleyişle;
yansıma diğerinde taşlaşmamak için yabancı bir ‘ruh’ yapılandırır […] bununla ikincil bir olanak, diğeriyle birleşmemiş bir yansıma bulunur. Ben, benim ve diğerinin gücü içerisindeki diğeri değilim.
İnanıyorum ve inanmıyorum. Aynı şeyi bir başka şey tarafından ele geçirilmiş olarak yaptığım gibi, günlük yaşamda kendim olarak da yapmaktayım.

Durum ne olursa olsun, baskının iklimi bulunmuştur. […] Önce başlangıçtaki baskının üç çeşidini görelim: 1. Teknik ve ilkel ekonomi, yapıcı ve birleştirici olarak değil, tamamen tersi saf eksiklik olarak. Olumlu bir durum ve arzular dünyasını kuran. 2. Kendisi-için ve diğerleri-için olan ilişki. 3. Kendinde-varlığa korkudan ötürü yöneliş…”


Başa Dön Başa Dön
 Profil Özel mesaj gönder  
 

15 Tem 2010, 16:02

Çevrimdışı
 Re: Sartre- Moral felsefesine dair taslaklar
Köşe Sahibi Üye
Köşe Sahibi Üye
Kullanıcı avatarı
Kayıt: 20 Haz 2009, 19:41
Mesajlar: 2131
Yaş: 63
 Profil Özel mesaj gönder  
Sayfalar: 641 – 646

“…Kendi çıkarları için kullanılan tuhaf baskı türünü de anlatmamız gerekir. […] Kadına karşı erkek tarafından yapılan baskı, özel mülk sahibinin köleye yaptığı baskı.
Ancak daha önce belirtmemiz gereken bir baskı türü var: […] çocuğa yapılan baskı. Lacan’ın […] ‘ben’in narsist yapısı dediği. ‘…”Ben” kişiliğini savunmaya başlamadan önce Imago (ne olduğuna Lacan’ın sözlüğünde bakmam lazım, ama üşeniyorum) ile kaynaşır, bu da onu şekle sokar ve aynı zamanda ilk durumuna göre yabancılaştırır...’
Böylece diğeri, ikinci kez ilkel yetişkin tarafından yönlendirilir; refleksiyondan ve çocuk olmaktan kaynaklanan yabancılaşma.

[…] Kendi olmak tam sübjektiflik değildir: bu herkesin başkasının bakışı karşısında kendi içindekini dondurduğudur ama yine de kendisi kalandır.
[…] Ben doğuştan baskı yapanımdır, çünkü bana da baskı uygulanmıştır. […] Baskı yapan, kendisine yapılan baskıyı başkasına taşıyan kişidir.
Burada en dikkat çeken tip, egemen olan kişi tipidir. 1) …insanın o olarak planlayamadığı, 2. En saf haliyle ‘diğer’ olan, yani sürekli bir şekilde kendinden bir başkası olarak yaşayan ve böylece de kendi kendinin mahpusu olandır egemen kişi. […] egemen olan otorite tarafından ele geçirilmiştir, ilkel olan da ruhu tarafından. […]
Son olarak değiş-tokuş formuna gelelim: […] Vermekle üçlü bir hemfikirlik oluşur; veren, verilen şey, kendisine bir şey verilen insan. Bir şeyi vermek demek, yeni bir ilişki kurmak demektir. Bu da keşfetmek, bulmaktır. Vermek keşiftir. […] insana ‘evet’ demektir. […]
Vermede evrenin yıkılması karşısında benim özgürlüğüm ortaya çıkar. Bununla birlikte diğerinin özgürlüğünü de kabul ederim. Böylece diğerini önemli kılarken, evreni önemsiz kılarım: dünyanın sonlanması, benim onu başkasına devretmem anlamındadır. O ana kadar o, benim üzerinde çalıştığım minnetsiz bir maddeydi. Onu diğerine verdiğim anda, o artık yalnız diğeri için var olandır […] Vermek demek, dünyayı diğerinin onu tüketebilmesi için yaşatmak demektir. Yani dünyaya insanca bir anlam vermektir…”


Başa Dön Başa Dön
 Profil Özel mesaj gönder  
 

19 Tem 2010, 18:38

Çevrimdışı
 Re: Sartre- Moral felsefesine dair taslaklar
Köşe Sahibi Üye
Köşe Sahibi Üye
Kullanıcı avatarı
Kayıt: 20 Haz 2009, 19:41
Mesajlar: 2131
Yaş: 63
 Profil Özel mesaj gönder  
Sayfalar: 646 – 674

“…Bu şekilde vermek, hem özgürlük hem de özgürleştirmedir. […] Vermek, kırılmadır, inanmayı ret etmedir, sihirbazlıkla kandırmaya hayır demektir, narsizm ve dünyanın hayranlığına hayır demektir, yaratıcı güce hayır demektir. […]
Yani, hayranlıklar dünyasında o ortaya çıktığı zaman, insanı dünyaya olan hayranlıklarından ve arzularından kurtarandır, o her zaman, her durumda ve her yerde insan ilişkilerine evet diyendir…”

“…Ancak ona bakışımız bozulmuş olduğu için vermek de değişiyor. […] artık vermek, diğerini hayran bırakmak, yabancılaştırmak ve onu baskı altına alma anlamına geliyor. […] Vermek, birbirlerine eşit olanlar arasında gerçekleştiyse yabancılaşma olmuyor, verileni almak da vermek kadar özgürce oluşuyor. […] Diğer taraftan biliyoruz ki eğer verileni alabilme özgürlüğüm yoksa eğer, bu durum beni köleleştiriyor. […] Her verme akdinde, duruma ve mülke göre olumsuzluklar olabiliyor. […] Veren, saf ve nedensiz olarak verebilir ve bununla verme özgürlüğünü vurgular. Veren, verdiği kişinin geleceğini görevlendirmek için verebilir. Bu durum da verilen bağlanmış olur. […]
Böylece verme, yoğunlaşmış bir yabancılaşmaya neden olur ve bunu şiddetle değil tam tersi el açıklığıyla elde eder. […] Diğerinin geleceğini belirmek.
[…]
-Marcel Maus’dan alıntı yapmış Sartre: ‘Zengin, zenginliğini ancak başkalarına vererek ispat edebilir ve bunu da diğerini aşağılayarak, yani ‘onu kendi isminin gölgesine alarak’ yapar.’…”

Sonra uzun, uzun vermek-almak durumlarının insan psikolojisinde yarattığı olumsuzluklardan bahsetmiş Jean-Paul. Bunlar çok yeni fikirler olmadığı için alıntı yapmıyorum. Zaten artık oldukça serbest çeviriyorum.

“…örneğin mirasa bir bakarsak; ailenin mülküne ben mi sahibim, yoksa mülk mü bana sahip? […] Mülkü bana bırakıyorlar ama bir de şartları var, ben de onu oğluma devretmeliyim…”
-Aman, Jean-Paul, bana mülk bıraksınlarda, şartını yerine getirmede ben de özgürlüğümü kullanıp, onu çarçur edeyim veya çoğaltıp kızıma bırakayım. Şaka, şaka…evet her şeyin en az iki yönü var. İnsan filozof olunca da binlerce yön yaratıyor.
“…Tartışmamızı Engels’in baskının, zulmün başlangıcını anlatışıyla bitirebiliriz. Gerçektende bakır devrinde keşfedilen aletlerle birlikte kölelik başlamıştır. O zamana kadar eğer kölelik ortaya çıkmadıysa, köleye ne iş vereceklerini ve onu nasıl besleyeceklerini bilmedikleri için ortaya çıkmamıştır. Kadın zaten bahçe bakımında yeterli oluyordu. […] Ancak, ben başka yerlerde de bunun bir eksik’ten kaynaklandığını anlatmıştım. Bu, o zamanın insanlarının henüz keşfedemedikleri bir eksikliktir. […] Bakır devrinin araçları gibi köleliğin de bulunması gerekiyordu. […]İkinci olarak ontolojik nedenler var. Köleliği imkan dahiline alan ama onu gerekli kılmayan koşulların olduğu toplumda bunun adı yabancılaşmadır. Baskının sonucu olarak ortaya çıkan yabancılaşma değildir burada gördüğümüz, onun faktörüdür.

Bu yabancılaşmadan ilişkilerin belirli bir tipini anlıyoruz. İnsanın kendisiyle, diğerleriyle ve dünyayla kurduğu ilişkilerde önceliği başkalarına bıraktığı ilişkilerdir bunlar. Başkası burada belirli bir kişi değil, bir kategoridir, belki de bir boyut veya bir element. […] dünyada hep bir başkaya odaklanmış tarzda bir yaşam. […] Üçüncü olarak, belirli insanlara araç gözüyle bakmaya karar veriyor insan. Bu da karmaşık bir durum çünkü belirli insanlar belirli insanlar tarafından araç olarak kullanılır…”
-Dördüncü sebep atlanmış. Yazar beşinciye geçmiş ve bunu baskının yaşayabilmesi gerekli olan şart olarak açıklamış.

“…yabancılaşma, köleleşmeden önce gelir ve onu haklı kılar…”
demiş.


Başa Dön Başa Dön
 Profil Özel mesaj gönder  
 
Eskiden itibaren mesajları göster:  Sırala  
Yeni başlık gönder Başlığa cevap ver  [ 185 mesaj ] 

Tüm zamanlar UTC + 2 saat [ GITZ ]


Kimler çevrimiçi

Bu forumu gezen kullanıcılar: Hiç bir kayıtlı kullanıcı yok ve 1 misafir


Bu foruma yeni başlıklar gönderemezsiniz
Bu forumdaki başlıklara cevap veremezsiniz
Bu forumdaki mesajlarınızı düzenleyemezsiniz
Bu forumdaki mesajlarınızı silemezsiniz
Bu foruma eklentiler gönderemezsiniz

Geçiş yap:  
cron
Powered by phpBB © 2000, 2002, 2005, 2007 phpBB Group

Türkçe çeviri: phpBB Türkiye Culture and Art Other


ShoutMix chat widget

XHTML 1.0 Standartlarina Uygundur!  CSS 2.1 Standartlarina Uygundur!  Foruz